Kategori arşivi: Uncategorized

| FABRİKADAN PODYUMA MODA ENDÜSTRİSİNİN IRKÇILIK SINAVI

00 NIKE Dont Do It Reklam Kampanyası

07/06/2020 Gazete Pencere Yazımdan

Geçtiğimiz hafta boyunca, Amerika Birleşik Devletleri, beyaz polislerce bir başka siyah silahsız adamın daha öldürülmesiyle öfke ve üzüntüye boğuldu. George Floyd’un 25 Mayıs’ta Minneapolis’te bir polis memurunun orantısız ve ırkçı şiddeti sonucu can vermesi, yüzbinden fazla ölüme sebep olan coronavirüs salgınına rağmen, ülkenin dört bir yanında isyan ve protesto için milyonları sokağa dökmüş durumda.

Moda sektörü olan biteni önemsemek zorunda çünkü müşterileri önemsiyor!
George Floyd’un ölümünden sonra gösterilen dayanışma, moda endüstrisi için de önemli bir dönemeci işaret ediyor. Dünyanın vitrini olan moda endüstrisinin, değişimi yönlendirmek ve dahası hızlandırmak için pek çok sektörden daha fazla sahip olduğu ayrıcalıklarını ve büyük gücünü kullanma konusunda hem müşterilerine ve hem de topluma karşı görevi var. Ancak, birkaç yıl öncesine kadar moda endüstrisi çoğunlukla, politik meseleler, polis vahşeti, ırkçılık, insan hakları ihlalleri gibi tartışmalı konularda tamamen nötr ve sessiz kalmayı benimsiyordu. Çoğu halen öyle. Birçok moda markası ve özellikle lüks evlerin sosyo-politik meselelerde üç maymunu oynamayı tercih ettiği çok açıktı. Sonuçta moda ışıltılı ve lekesiz bir rüya sektördü ve herhangi bir tarafta yer almamanın en güvenli liman olduğunu düşünüyordu. Fakat özellikle son beş yıldır, genç tüketiciler, şüphesiz itici gücü oldukları ve satın aldıkları moda markalarının değerleriyle uyumlu olması, apolitik kalmaması, sosyo-politik konular hakkında ses çıkarmasını bekledikçe ve bu yönde baskı kurmaya başladıkça bu güvenli limanda sular yükselmeye başladı(*). devamini oku

| KRİZ “ÖLÜMÜNE” GÜZELLEŞTİRİYOR

01 lipstick index

10/05/2020 Gazete Pencere Yazımdan

Nisan ortalarında sosyal medyada olsun bazı köşe yazılarında olsun kargo çalışanları isyanı sıkça yer almıştı. Yeni tip koronavirüs salgını sebebiyle milyonlarca insan eve kapanıp hemen tüm ihtiyaçlarını kargo siparişleriyle gidermeye çalışırken, bu ihtiyaçları insanüstü gayretle karşılamaya çalışan kargo işçilerinden tutun da bu duruma hassasiyet gösterenlere kadar herkesten bir “makyaj malzemesi” isyanı çığ gibi büyüdü. Pandemi sebebiyle iş yüklerinin ve mesai saatlerinin olağanüstü arttığını ve çalışma koşullarının giderek ağırlaştığını belirten kargo çalışanlarının en azından acil ihtiyaçlar dışındaki kargoların son bulması gerektiğini ifade ediyordu. Bugünkü konumuz ise bu kozmetik çılgınlığı! Görünen o ki bu karantina ve sosyal mesafelendirme döneminde epey bir güzelleşmekteyiz. İşin aslı kozmetikte yaşanan bu talep artışı hemen her krizde yaşananın bir tekrarı yani “lipstick index/ruj endeksi”nin yükselişi. Bu defa bu kadar gündeme gelmesinin sebebi artan talebin virüs sebebiyle çalışanlar için hayati riski artırması. Peki nedir bu ruj endeksi? devamini oku

| İNTİKAM SICAK SERVİS EDİLEN BİR LÜKS MÜ?

FILE PHOTO: An employee holds an Hermes diamond and Himalayan Nilo Crocodile Birkin handbag at Heritage Auctions offices in Beverly Hills, California

 

26/04/2020 Gazete Pencere yazımdan

Aylar süren karantina sonrası, 11 Nisan Cumartesi günü Çin’deki ikinci büyük amiral mağazasının kapılarını yeniden açan lüks moda evi Hermes , tek bir günde 2.7 milyon dolarlık satışla bir rekora imza attı. Satın alınan ürünler arasında pırlanta eklentili Himalayan bir Birkin çantadan tutun ayakkabı, dekoratif sofra ürünleri ve mobilya bile var. Gümbür gümbür bir intikam alışverişinin sonucu olan bu tek günlük ciro, koronavirüs patlak verdikten sonra ilk defa lüks markalar için bir umut ışığı yakmış görünüyor. Peki ya bu ışık bir halüsinasyondan fazlası değilse?

Anakara Çin’in lüks sektörüne olan önemi yadsınamaz. Uzun yıllardır Çin lüks ürün satışlarının üçte birinden fazlasını tek başına yapıyor ve bu segmentteki büyümenin de üçte ikisini oluşturuyor. Çin’li tüketiciler yalnızca 2019’da lüks pazarındaki büyümenin %90’ının mimarı ve pazara katkısı 32.6 milyar dolar olarak ölçülmüştü. Bu senenin başında virüsün Çin’i vurarak hem üretimi hem tüketimi sıfıra indirmesi ile yüksek modanın devleri hem tedarikçilerinden hem de birincil müşterilerinden oluvermişti. devamini oku

| MODA ENDÜSTRİSİ BEYAZ BİR SAYFA AÇABİLECEK Mİ?

00 kapak fotoğrafı

12.04.2020 Gazete Pencere yazımdan

Koronavirüs salgınının ilk olarak Çin’de, Şubat ayında zirve yapması ile lüks modanın bu en büyük alıcısı Şubat sonu gerçekleşen Milan Moda Haftası’nı kaçırmış, çoğu İtalyan orijinli yüksek moda markaları ağır bir darbe almıştı. Daha o darbeyi hazmedemeden bu defa İtalya’da baş gösteren salgın hayatın tamamen durmasına ve zincirleme sağlık felaketlerine sebep oldu. Ve hepimizin bildiği üzere bizim ülkemiz de dahil virüs tüm ülkeleri büyük bir hızla ele geçirmeye başladı. Lüks modanın devleri çok geçmeden bu küresel felakette başta sağlık çalışanlarının ihtiyaçları için hükümetlere ve bağımsız yardım kuruluşlarına astronomik maddi destekler bağışladıklarını açıkladılar. Ama yalnızca para akıtmakla olmayacaktı, elleri de kirletmek gerekiyordu. Peki kimin ellerini?

devamini oku

| EV YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR

02 Instagramda sanatçı @ugurgallen dünyanın farklı gerçekliklerini kolajları ile bir araya getiriyor ve sorguluyor

29 Mart 2020 tarihli Gazete Pencere yazımdan

Coronavirus sebebiyle milyonlarca kişi evde ve hemen herkes Instagram Live’da yayında. Bir Instagram sözcüsüne göre, Instagram Live ve Facebook Live görüntülemeleri İtalya’da geçtiğimiz hafta iki katına çıktı ve ABD’de birkaç gün öncesine göre 5 kattan fazla arttı. Türkiye’de de durum çok farklı değil.

Sosyal medya günümüzdeki halini almadan çok yıllar önce, blogumu ilk yazmaya başladığım yıllarda, bugün kullandığımız mecralarda olduğu gibi bir rutini benimsiyorduk. Yani içeriğimizi yayınlamak için belli günlerimiz ve saatlerimiz vardı, kimi günü gününe her sabah; kimi haftanın belli günlerinde olmak üzere iki ya da üç yazı ama evet illaki bir rutin, bir frekans dahilinde paylaşım yapıyorduk. Bu sanki biraz da blogosferin doğası gereği idi, yalnızca kendin için yazıp paylaşmadığından, interaktif bir ortamda yazılarını ya da paylaşımlarını bekleyen ve onlarla etkileşime girmek isteyen bir kitle de orada bulunduğundan böyleydi. O dönemde blog içeriklerimizi ancak facebook ya da friendfeed gibi platformlarda paylaşabiliyorduk, üstelik bir “like/beğeni” durumu da henüz facebook evreninde yerini almamıştı. Twitterın çıkışıyla bizim sosyal medya rutinlerimiz biraz daha hız kazandı, örneğin blogda yazı yoksa da her gün twitterda bir kafanı uzatman, 140 karakterde iki kelam etmen “gerek”liydi bu sistemin aktörüysen. İlk kez o zaman boğulma hissi başlamıştı bende, her gün her gün, ister geyik, ister haber, ister içerik olsun bu paylaşma hali nereye kadar sürecekti ? Sanıyorum o dönem sosyal mecralarda yer alan çoğumuzda öyle olmalıydı ki, sosyal medya detoksu denen kavram ortaya çıktı. Bunu da takipçi mi dersiniz, kitle mi dersiniz, onlara haber vererekten yapardık çoğumuz: “sevgili takipçilerim iki üç gün buralarda olamayacağım, dönüşte görüşürüz.:) ” devamini oku

| YÜKSEK MODANIN İYİ KALPLERİ

00 Notre Dame katedrali yangını TIME objektifinden21 Nisan 2019- T24 PAZAR yazımdan

Pazartesi günü bir anda alevler içinde kalan Paris’in simgelerinden Notre Dame Katedrali için Paris’in bir diğer sembolü – yüksek moda- ilk adımı atanlardan olmuştu. Balenciaga, Yves Saint Laurent, Boucheron gibi lüksün dev markalarını bünyesinde bulunduran Kering grubunun sahibi Pinault ailesi katedralin yeniden eski görkemine kavuşması için bir çırpıda 100 milyon euro bağışladı. Çok geçmeden LVMH grubunun sahibi ve Fransa’nın en zengin adamı olan Bernard Arnaut 200 milyon euro bağış yapacağını duyurdu. Dünyanın en büyük lüks grubu LVMH bugün Dior, Celine, Louis Vuitton gibi yüksek moda markaları dışında önemli başka sektör markalarını da kapsıyor. Fransa’nın titanları bu maddi bağış ile bir yanda Paris’in en önemli ve sembolik yapılarından olan Notre Dame katedrali için gerekenden bile fazlasını bir çırpıda bağışlarken, tarih bize bir kez daha bir dini kurumun ihtişamı üzerinden ikiyüzlülük nedir gösteriyor sanki.

Çok değil birkaç sene önce, 2017’de basında ve en çok da sosyal medyada Notre Dame Katedralinin “fukaralığı”nın görüntüleri dolaşmakta idi. Dokunduğun anda parçalanan kireçtaşı yamaları, hava kirliliği ve asit yağmurundan heba olmuş Gargoyle heykelleri tek tek katedral yetkilileri tarafından gösterildiğinde pek de elini cebine atan olmadığı gibi bu tür hizmetler için gereken ödeneklerin vergilerle sağlanabildiğini ve bugünkü bu bonkör ailelerin çoğunun hep bir vergi sorunu olduğunu hatırlatmaya gerek var mı bilmiyorum. devamini oku

| MBFWI: İstanbul Moda Haftası’nın Ardından

M-O-F-C_Eda-Gungor-Designer_Contents_00

Geçtiğimiz hafta bir çok tasarımcımız ve kimi yerli markalarımızın Sonbahar/Kış 2019 koleksiyonlarını sunduğu moda haftası yine 4 gün boyunca Zorlu PSM’de gerçekleşti. İstanbul Moda Haftası’nın isim sponsoru olan Mercedes-Benz ile 13üncü, ben ve benim gibi birkaç blog yazarı arkadaşımın ise 21inci sezonu idi. Yine bunca sezondur moda haftasını benden takip eden izleyicilerim için ise bir ilk gerçekleşti: neredeyse hiçbir defile ya da koleksiyon hakkında bu defa instagram ya da instastory üzerinden inceleme ya da fikirlerimi yazmadım. İlk günün sonunda başıma bir şey gelmiş olabileceğine dair tatlı mesajlar bile vardı:) Meraklanmayın, gayet iyiydim, yine pek çok defileyi yerinde izledim ve notlarımı aldım, yalnızca o kadar yorulmanın sizler dışında kimse için bir değer ya da anlam ifade etmediğini 21. Sezonda ancak anlayabildim diyelim. Sizlere de beklediğiniz izlenimleri bu yazıda vereceğim.

Artık isim ve yer edinmiş pek çok tasarımcının ticari kaygıyı biraz fazla öne koyan koleksiyonlar hazırladığını görüyorum. Çok genç isimlerin heyecanı ve henüz podyumu özgür alanları görmeleri sebebiyle uçması kadar bir uçuştan bahsetmiyorum elbette. Değişik olmak, farklı olmak asla giyilebilir olmanın, iyi satabilir olmanın önünde engel değil, buna en iyi örneklerden biri Lug von Siga markası ile Gül Ağış, Aslı Filinta hatta en yenilerden Şebnem Günay’dır. Garantici yaklaşımın tasarımcılarımızın dilini körelteceğini düşünüyorum, kaldı ki moda haftası süresince hemen en üst katta “tasarım odaklı ihracat” hedefiyle Core yer almakta ve bence bu durum podyumda biraz daha özgün olmalarına, biraz daha fark yaratmak için heyecan duymalarına katkı sağlamalı. Elbette ülkenin ekonomik durumu ortada ve tasarımcılar için fuara ayrı podyuma ayrı, Ortadoğudaki alıcıya ayrı, Avrupa’dakine ayrı koleksiyon çıkarmak sürdürülebilir görünmüyor ama bu en azından tasarımcılarımızın birbiri ardına onlarca look yolladıkları defilelerde bunların bir kısmını baş döndürecek, burada güzel bir şeyler oluyor dedirtecek, kreatif tarafıyla iz bırakacak tasarımlar olarak çıkarmalarına engel olmasa gerek. devamini oku