Kategori arşivi: beste gürel

| Do Not “Fall”

beste gürel sweatshirt 00

Bugün güzel, bugün umutlu, bugün hayalci, bugün iyi olsun dileyerek başlayayım bugüne. O kadar kirlendik ki çılgınca yağan yağmurlarla yıkandık hissine kapılan bir ben miyim?!

Yazdan bunalıp sonbahara güzelleme yapanlarla başım hoş değil! Ne yani yazın kitap okuyamıyor, battaniye olmasın da pike olsun altına girip film izleyemiyor, camın arkasına geçip süt ve kek saati yapamıyor mu insan? Şakır şakır yağmur altında geçen bu sonbahar romantizmi ancak şu kişilere iyi gelir: iş güç mesai derdi olmayana, araba ya da kamusal araç olsun yağmurda çile çekmeyene, ODTÜ öğrencisine (şahsen sonbaharın en güzel yaşandığı yer canım okulum:)), okul başladığı için annelere:p

Ben sonbaharı sevmiyorum, daha doğrusu şehirde sonbaharı sevmiyorum! Ama sonbaharın getirdiği tek bir şeye bayılıyorum: yenilenmeye! Dalından kopan yapraklara bakıp zorla tutunduğun ama kopup gitmen gerektiğini bildiğin dal ile ya da zorla tuttuğun ve aslında artık kopup gitmesini istediğin yaprak ile vedalaşmak; yağmurlarla arınan yeni bir ruh ve bedenle yola koyulmak. Benim için sonbahar bu demek. Ve o yüzden de zor demek.

Benim gibi aklı hala yazda olanlarla devam edelim posta, çünkü yaz yaz bir günden geliyor.  devamini oku

| Bizi Ayıran Nehir

beste gürel indian silk

Babam için iyi olan herşey -cennet olduğu kadar alabalık da- zarafete bağlıydı; zarafet de sanata bağlıydı ve sanat kolay elde edilmezdi.“(*)

Kitabını okuduğum pek çok filmi -bir kaç istisna hariç- izlememeyi tercih ederim çünkü hepimizin bildiği gibi filmleri hiç de bizim hayal ettiğimiz gibi çıkmaz, daha fenası kitapta bize en çok dokunan kısım filmde belki hiç yer dahi almaz; işte bu bende  hayal kırıklığından ziyade “öfke” olarak ortaya çıktığından filmini izlemeyip tatlı canımı sıkmamayı seçerim. Fakat bazı kitapları da filmini izledikten sonra “doyamadığımdan” alıp okumuşluğum vardır. Yukarıdaki satırların ait olduğu “A River Runs Through It & Other Stories” işte onlardan biri. “Bizi  Ayıran Nehir” adıyla Robert Redford’ın yönettiği ve enfes bir Brad Pitt’in döktürdüğü gerçek bir hikayeden uyarlanan bu film zamanında beni çok etkilemişti. Muazzam görüntüler, duygusal bir hikaye, iki erkek kardeş ve bir baba. Sürükleyici, sürprizli ya da şaşırtıcı değil ama huzurlu, gerçek, derin.

Bu post Hilton Dalaman ziyaretim sırasında kendimi o filmin içinde hissettiğim gün doğumlarından birinden geliyor, nehir neredeyse denize kavuşmak üzere, sıra sıra dağlar önümde, güneş onların ardından yükseliyor. Balıklar kocaman sıçrayışlarla günü selamlıyor. Bu sahneyi hissetmişim gibi doğal dekoruma çok uygun bir Beste Gürel kostümü seçmemiş miyim ne dersiniz:) devamini oku