02 Instagramda sanatçı @ugurgallen dünyanın farklı gerçekliklerini kolajları ile bir araya getiriyor ve sorguluyor

29 Mart 2020 tarihli Gazete Pencere yazımdan

Coronavirus sebebiyle milyonlarca kişi evde ve hemen herkes Instagram Live’da yayında. Bir Instagram sözcüsüne göre, Instagram Live ve Facebook Live görüntülemeleri İtalya’da geçtiğimiz hafta iki katına çıktı ve ABD’de birkaç gün öncesine göre 5 kattan fazla arttı. Türkiye’de de durum çok farklı değil.

Sosyal medya günümüzdeki halini almadan çok yıllar önce, blogumu ilk yazmaya başladığım yıllarda, bugün kullandığımız mecralarda olduğu gibi bir rutini benimsiyorduk. Yani içeriğimizi yayınlamak için belli günlerimiz ve saatlerimiz vardı, kimi günü gününe her sabah; kimi haftanın belli günlerinde olmak üzere iki ya da üç yazı ama evet illaki bir rutin, bir frekans dahilinde paylaşım yapıyorduk. Bu sanki biraz da blogosferin doğası gereği idi, yalnızca kendin için yazıp paylaşmadığından, interaktif bir ortamda yazılarını ya da paylaşımlarını bekleyen ve onlarla etkileşime girmek isteyen bir kitle de orada bulunduğundan böyleydi. O dönemde blog içeriklerimizi ancak facebook ya da friendfeed gibi platformlarda paylaşabiliyorduk, üstelik bir “like/beğeni” durumu da henüz facebook evreninde yerini almamıştı. Twitterın çıkışıyla bizim sosyal medya rutinlerimiz biraz daha hız kazandı, örneğin blogda yazı yoksa da her gün twitterda bir kafanı uzatman, 140 karakterde iki kelam etmen “gerek”liydi bu sistemin aktörüysen. İlk kez o zaman boğulma hissi başlamıştı bende, her gün her gün, ister geyik, ister haber, ister içerik olsun bu paylaşma hali nereye kadar sürecekti ? Sanıyorum o dönem sosyal mecralarda yer alan çoğumuzda öyle olmalıydı ki, sosyal medya detoksu denen kavram ortaya çıktı. Bunu da takipçi mi dersiniz, kitle mi dersiniz, onlara haber vererekten yapardık çoğumuz: “sevgili takipçilerim iki üç gün buralarda olamayacağım, dönüşte görüşürüz.:) “

Ya Benimsin Ya Da Hiç Kimse Değilsin
Ama instagramla işler değişti. Başta değil elbet, ama şu son üç dört yılda. Hadi ben biraz kendimle baş başa kalacağım, bir sabah da takipçiler içerik bekler demeden uyanacağım, listemdeki kitapları bitireceğim dostlar deyip 2-3 gün ara vermeler şu herkesin diline pelesenk algoritma ile yerle bir oldu. Hayır instagram detoksa izin vermiyordu, hep orada olmalıydın, paylaşım yapmıyorsan yorum yapmalıydın, yorum yapmıyorsan like atmalıydın, etkileşimde olmalıydın! Yoksa? Yoksa instagram seni unutur, ama önce seni unuttururdu. Keşfete düşmez, hikayelerini sürekli etkileşimde olduğun birincil arkadaşlarına bile göstermez, detoksun bitip de geri döndüğünde yaptığın ilk paylaşımı belki 3 saat belki 3 gün sonra seni sevdiği için seni takip edenlere bir zahmet gösterirdi. Bir influencer –Türkçe etki lideri diye kabul edenler var- isen işte bu bir felaketti. Ve ben bu hali, bu sürekli görünür olma çabasını sadece benim, ve benim gibi sosyal mecrayı meslek edinenlerin laneti sanıyordum. Değilmiş?!
Evdeyim Öyleyse Varım
Coronavirüs salgınının ülkemizde de görülmesi ve şanslı olanlarımızın eve kapanmasıyla birlikte ilk haftayı ben sessiz sedasız geçirdim, yıllardır hasretini çektiğim ama yapamadığım üzere- paylaşmaya değer hiçbir şey olmadığı için- paylaşmamayı seçtim, öte yandan herkes ama herkes olağanüstü bir aktivasyona geçti. Canlı yayınlarda yemek tarifleri, okunacak kitaplar, yoga seansları ; belirlenen saatlerde haydi buluşuyor ve beraber resim çiziyoruz kursları; çocuklara kitap okumaları, tuvalet kağıdı rulolarından ileri dönüşüm projeleri, her yandan, her yerden evde nasıl kaliteli zaman geçiririz diye üzerimize üzerimize aktivite ve etkinlik atılıyor; challengelara davet ediliyor, yıldız haritalarına bakılıyor, ünlüler canlı konserler veriyor, arşivler açılıyor. Çünkü ev yan gelip yatma yeri değildir! Düne kadar sokakta toplantıya yetişme, trafikte sıkışma, işleri halletme kısacası insanüstü bir koşuşturma halinde olan bizler, ah eve bir ulaşsam da kendimi kanepeye atsam diyen o bizler, şimdi şanslıysak ve evimizdeysek neden o kanepede birazcık bir başımıza durmaktan bu kadar korkuyoruz? Neden okunacak kitaplarımızı tek başımıza okuyamadık, neden diyet listemizi tek başımıza uygulayamadık, neden çocuğumuza tek başımıza resim yaptıramadık da bunları herkesle hep beraber yapmak istiyoruz? Elimizdeki bu boş ve olağandışı zamanı cümbür cemaat “kaliteli zaman” aktivitelerine verip yine durmaktan kendimizi alıkoyuyoruz, yine tüketmeden – bu sefer tükettiğimiz önümüze derya deniz gibi yığılan öneriler – duramıyor ve biz bu noktaya nasıl geldik diye düşünüp ayılmaya çalışacağımıza etkinlik üzerine etkinlikle oyalanma çabasına giriyoruz. Kaygı ya da korkumuzla neden tek başına yüzleşip içinden geçmeye ve cevaplar bulmaya çalışmıyoruz ve yokmuş gibi davranıyoruz? Evdeyim öyleyse varım!
Şu anki sosyal medya ortamını Uğur Gallenkuş’a ait bir fotokolaj gibi görüyorum, sürreal geliyor ama tastamam gerçek. Bugün evde market listemizi hazırlarken o listenin ne kadarına ihtiyacımız var diye düşünmeye, e-ticaretten sipariş ettiğimiz şu bluzun ne şekilde üretilip gerçekte kaça mal olduğuna ve ne kadar süre giyeceğimize kafa yormaya, şu an bitmesinden endişe duyduğumuz tuvalet kağıdını ya da mercimeği on yıllardır dünyanın bazı çocuklarının hiç görmediğini anımsamaya, bu şanslı kesim olarak geri kalanlar için ne yapacağımıza karar vermeye vaktimiz oldu mu? Yoksa 5 dakika içinde instagramda başlayacak olan ve yetişmemiz gereken bir “mindfullness” seansımız mı var?



"EV YAN GELİP YATMA YERİ DEĞİLDİR" postu İçin hiç yorum yapılmamış..

Siz de bir yorum birakin:)

E-posta hesabınız yayınlanmayacak.

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>


gunaydin pabucu gunaydin pabucu gunaydin pabucu